Eser: Necip Fazıl Kısakürek
Yönetmen: Mesut Uçakan
Senaryo: Mesut Uçakan
Oyuncular: Haluk Kurtoğlu, Murat Soydan, Ümit Acar, Ümit Ezeren, Sümer Tilmaç, Erdinç Akbaş...
Suç; bir insan neden suç işler? Uç bir örnek olarak; teknolojinin getirdiği yalnızlaşma ve sosyal iletişimin zayıflaması bir etken midir buna? Ayrıca görsel ve diğer iletişim araçlarının suçu özendiren bir yapısı var mıdır? Maddi imkansızlıklar yüzünden hırsızlık yapan bir insan çoğumuza masum görünebilir (bu konuyu temel hikaye olarak almasa da işleyen bir film olarak Canım Kardeşim geliyor akıllara) ama zevk için insan öldürenlerin de bulunduğu bir yerde “suç ve ceza” olgusuna nasıl yaklaşmamız gerekiyor acaba?
Bir şey koptu benden, bir şey;
Her şeyi bir arada tutan bir şey...
Bir çarşıda dükkanların tamamının kapıları açık kalsa, hırsızlık gibi şeylerin olmadığı zamanlar ile, kapısını kilitlemekten de öte; güvenliği için teknolojinin her türlü faydasından yararlananların hırsızlığa ve nice kötülüklere mâruz kaldığı devrin ne farkı var acaba?
Cemiyet; ah cemiyet yok edilen ruhu ile,
Cemiyet, cemiyet, yok eden güruhu ile...
Gelişen ve ilerleyen insanlık, acaba ne kaybediyor da suç denen şey hâlâ var? Nedir o şey ki, zaman ve mekan onu etkilemez?
Reis Bey'de bu sorunun cevabı; Merhamet kaynağından beslenen vicdan... Peki vicdan bizi kurtarabilir mi? Süslenen kabuklarımıza inat; eriyen, tükenen ruhlarımızın ilacı gerçekten de vicdanda mı saklıdır? Ah, ne zor sorular!
Her satırıyla Necip Fazıl kokan Reis Bey; adalet mekanizmasına vicdan olgusunu eklemeyi şiar edinmiş bir eser.
Bu kirlenmiş, öz annesini dâhi gözünü kırpmadan öldürebilecek bireylere sahip toplumun kurtuluşu
Reis Bey'de saklı.
Atın vicdanı kalbinizden, tükürün o ağızların iğrenç sakızı olan merhameti! Affetmeyin, en ağır cezayı verin zanlılara! Temizleyin böylelerini ki, toplum da temizlensin. Bu zihniyetteki
Reis Bey, vicdansızlığını da bir sebebe bağlamış; toplumun salahı için. Varsın cezası kanıtlanmamış bir uyuşturucu müptelası idam edilsin, adalette merhamete yer bırakmaz Reis Bey. Aslında hayatının hiçbir tarafına koymaz o yüce duyguyu, ondan böyle yapayalnız...
Sonra ise,
Reis Bey;
merhametsizliğin yılmaz savunucusu, öyle bir hata yapar ki kafasında kurduğu o sahte, köhne adalet sistemi bir anda yok olur. Astırdığı gencin suçsuz olduğunun ortaya çıkmasıyla ödeyemeyeceği bir vebalın altına girer ve “
vicdan”, “
merhamet” gibi olgulara karşı açtığı haksız savaşı kaybettiğini anlar. Anlamıştır çünkü kendisi de bir nevi katil olmuştur, ve ne acı ki bu suçu için karşısına geçip affetmesi için yalvaracağı, merhamet dileyeceği kimse de yoktur!