MATEMATİK ÖĞRETMENİ RAGIP ŞAHİN

MATEMATİK ÖĞRETMENİ RAGIP ŞAHİN'İN SİTESİ 0555 596 44 30

8/26/2009

ALLAH

DINI YAZILAR

ESMÂÜ’L HÜSNÂ İLE EDİLECEK DUALARI SİZLERLE PAYLAŞACAĞIZ…

İLK PAYLAŞACAĞIMIZ İSM-İ AZAM "ALLAH"...


a) İmam-ı Gazali’ye göre Cuma günü bin kere YA ALLAH diye okuyanlar evliyalar sınıfına katılır.
b) Yine Cuma günü namazdan önce yüz defa YA ALLAH, YA HU diyen kimsenin hayırlı dileği gerçekleşir.
c) Her gün bin defa YA ALLAH diyen kimse temiz bir kalbe yani kalb-i selim’e erişir.
d) Vakit namazlardan sonra LÂ İLÂHE İLLÂ HÛ demeye devam eden kimse kalp katılığından gafletten ve unutkanlıktan kurtulur.
e) Bir hastaya iki yüz kere YA ALLAH diye okunsa eceli gelmemişse şifa bulur.
f) Dualarımıza ALLÂHÜMME ile başlamamız dualarımızın kabulüne işarettir.
g) Yusuf suresindeki VALLÂHU GÂLİBÜN ALÂ EMRİHÎ ayeti 70defa okuyan kimse hayırlı bir işte başarılı olur.

HAKKIMIZDA NEYİN HAYIR NEYİN ŞER OLDUĞUNU YARATICIMIZ ALLAH BİZ YARATILANLARDAN DAHA İYİ BİLDİĞİ HAKİKATİ UNUTULMAMALI VE EDİLECEK DUALAR SAMİMİYETLE EDİLMELİDİR. ÖYLE Kİ ALLAH BİZLERE ŞAH DAMARIMIZDAN DAHA YAKINDIR.

Ramazan ayında yatsı namazından sonra kılınan namaz. "Teravih" kelimesi Arapça, "Terviha"nın çoğuludur ve "oturmak, istirahat etmek'" anlamına gelmektedir. Teravih namazı her dört rekatın sonunda oturulup biraz dinlenildiği için, bu adı almıştır (el-Meydanı, el-Lubab, İstanbul, (t.y) I, 123). 

Teravih namazı, kadın erkek her müslüman için sünnet-i müekkededir. Teravih, orucun sünneti değil, vaktin sünnetidir. Bir mazereti dolayısıyla oruç tutamayanlar da teravih namazı kılarlar. 

Ramazan gecelerini ihya etmek için kılınan Teravih namazı, Kur'an'da zikredilmemektedir. Fakat hakkında çok sayıda hadis rivâyet edilmiştir (Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, Mısır, (t.y) III, 53). Ebû Hureyre'nin naklettiği bir hadise göre Resulullah (s.a.s), Ramazan gecelerini ihya etmeyi teşvik etmiş, fakat bunu kesin olarak emretmemiştir. Bu konuda; "Her kim inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan'ı ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır" (Buharî, İman, 25, 27; Müslim, Musafi'in, 173, 176; İbn Mace, İkametu's-Salâ, 173; Tirmizî, Savm, 83) diye buyurmuştur. Hadis alimlerinden en-Nevevî, Hz. Muhammed (s.a.s)'in ashabına Ramazanı ihya etmeyi vacip kılmadığını, fakat mendup olarak emredip teşvik ettiğini, İslâm alimlerinin de bunun mendup olduğunda ittifak ettiklerini kaydetmektedir. En-Nevevî, "Ramazanı ihya etmenin, teravih namazını kılmakla hasıl olduğunu" da zikretmektedir. Bu açıdan Hz. Muhammed (s.a.s)'in, "her kim Ramazan'ı ihva ederse" sözü, "her kim geceleri namaz kılarak Ramazan'ı ihya ederse" şeklinde anlaşılmalıdır (en-Nevevî, el-Minhâc, 1924, VI, 39, vd.) Nitekim Abdurrahman b. Avf'ın naklettiği bir hadiste Hz. Muhammed (s.a.s): Şüphesiz Allah Ramazan orucunu farz kıldı. Ben de Ramazan gecelerini ihya etmeyi sünnet kıldım. Her kim inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek Ramazan'ı oruçla, gecelerini namazla ihya ederse, anasından doğduğu gün gibi günahlarından temizlenmiş olur" buyurmaktadır. (İbn Mâce, İkametu's-Salâ, 173; İbn Hanbel, I, 191, 195). 

"Resulullah (s.a.s) Ramazanda mescitte gece bir namaz kıldı. Sahabenin çoğu da onunla birlikte o namazı kıldı. İkinci gece yine aynı namazı kıldı. Bu kez O'na tabi olarak aynı namazı kılan cemaat daha fazla oldu. Üçüncü gece Hz. Muhammed (s.a.s) mescit'e gitmedi. Orayı dolduran cemaat onu bekledi. Resulullah (s.a.s) ancak sabah olunca mescide çıktı ve cemaata şöyle buyurdu: 

"Sizin cemaatla teravih namazını kılmaya ne kadar arzulu olduğunuzu görüyorum. Benim çıkıp, size namazı kıldırmama engel olan bir husus da yoktu. Ancak ben size, teravih namazının farz olmasından korktuğum için çıkmadım" (Buharî, Teheccud, 57). 

Ebû Zer (r.a)'dan nakledildiğine göre, Resulullah (s.a.s) Ramazan ayının sonuna doğru bazı gecelerde ahsabına, gecenin üçte birini geçinceye kadar teravih namazını kıldırmıştır (İbn Mâce, İkametu's-Salâ, 173). 

Ebû Hureyre (r.a)'nın naklettiği bir başka hadiste de Rasûlüllah (s.a.s)'in Ramazan ayında, ashabtan bir grubu, Ubey b. Kab (r.a)'ın arkasında cemaatle namaz kılarken gördü ve "Doğru yapıyorlar, yaptıkları şey ne güzeldir" diyerek tasvip ettikleri haber verilmiştir (Ebû Dâvud, İkâmetu's-Salâ, 190). 

Yine Hz. Âişe validemiz (r.a) Hz. Peygamber (s.a.s)'in kıldığı teravih namazı hakkında şu bilgileri vermiştir: 

"Allah'ın elçisi ne Ramazanda, ne de diğer zamanlarda on bir rekattan fazla namaz kılmazdı. Dört rekat namaz kılardı ki, güzelliği ve uzunluğunu anlatamam! Nihayet üç rekat daha kılardı. Bir defasında, Ey Allah'ın Resulu! Vitir namazını kılmadan uyuyor musun? diye sorduğumda "Ey Âişe! Benim gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz" buyurdu" (Buharî, Teheccüd, 1 25). 

Hanefilere göre, teravih namazının rekât sayısı Hz. Ömer (r.a)'ın uygulamasına dayanır. Hz. Ömer Mescid-i Nebevî'de halifeliğinin son zamanlarında teravih namazını yirmi rekât olarak kıldırdı. Dört halife devrinden sonra da kimse teravihin yirmi rekat olarak cemaatla kılınmasına karşı çıkmadı. Alimler bu hususta Hz. Muhammed (s.a.v)'in şu hadisine göre hareket etmişlerdir: "Benden sonra benim sünnetimden ve raşit halifelerin sünnetinden ayrılmayın" (Tirmizî, İlim, 16; İbn Hanbel, IV, 126). Diğer yandan Abdullah b. Abbas (r.a)'ın Ramazan ayında teravih namazını yirmi rekat olarak kıldığı ve arkasından da üç rekat vitir namazını kıldığı rivâyet edilmiştir. İmam Ebû Hanife'ye Hz. Ömer (r.a)'ın bu hususta yaptığı uygulama sorulunca, şöyle demiştir: Teravih namazı hiç şüphesiz müekked bir sünnettir. Hz. Ömer, bu namazın cemaatle ve yirmi rekat kılınmasını şahsi bir ictihadı ile yapmadığı gibi, bir bid'at olarak da emretmemiştir. O, kendisinin bildiği şer'î bir esasa ve Hz. Muhammed (s.a.v)'in bir vasiyetine dayanarak böyle yapmıştır (et-Tahtavî, Haşiye, 334). 

Yukarıda işaret edildiği gibi, teravih namazı erkek ve kadınlar için sünnet-i müekkede olarak kabul edilmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s) bir hadiste: "Allah size Ramazan orucunu farz kılmıştır, ben de size gece namazını (teravihi) sünnet kıldım" (İbn Mâce, İkametü's, Salâ, 173; İbn Hanbel, I,191 vd.) diyerek buna işaret buyurmuştur . 

Nakledilen bütün bu rivâyetlere göre teravih namazının sekiz rekatının müekked sünnet olduğunda şüphe yoktur. İbnu'l-Humam gibi bazı alimler, sekiz rekattan fazlasının müstahap olduğunu söylemişlerdir. Bu durum, yatsı namazından sonra dört rekat nafile namaz kılmanın müstahap oluşuna benzer ki, bunun ilk iki rekatı müekked sünnet olur (İbnu'l-Humâm, Fethü'l-Kadîr, Mısır, 1315, I, 333 vd.). 

Teravih namazı, Ramazan ayına mahsustur; vakti, tercih edilen görüşe göre, yatsı namazından sonradır, sabah namazının vaktine kadar devam eder. Vitir namazı teravih namazından sonra kılınır. Ancak teravih namazından önce kılınmasında da herhangi bir sakınca yoktur. Ancak teravih namazı yatsı namazından önce kılınmaz. Kılındığı takdirde, iâdesi gerekir. Bu namazın gece yarısından veya gecenin üçte birinden sonraya tehir edilmesi müstehaptır. En sağlam görüşe göre, teravihte cemaat olmak sünnet-i kifâyedir. Yani bir mescitte hiç kimse teravihi cemaatle kılmazsa, hepsi günahkâr olur. Teravih namazı tek başına kılınabilir. Fakat cemaatle kılınması daha faziletlidir. Teravih namazına, yarısında yetişen kimse, önce yatsı namazının farzını kılar ve daha sonra teravih namazını kılmak için imama uyar. Eksik kalan teravih rekatlarını, daha sonra kendisi tamamlar. Hatim ile teravih namazını kılmak sünnettir. 

Teravih namazının kazası yoktur. Bilindiği gibi farz ve vacip namazlar kaza edilirler. 

Teravih namazını, her iki rekatta bir selâm vererek on selâm ile bitirmek daha faziletlidir. Dört rekatta bir selam vermek de caizdir. Fakat bu şekilde kılmak mekruhtur. 

Teravih namazını kılarken, iki rekatta bir selâm verilse, normal olarak akşam namazının iki rekat sünneti gibi ve dört rekatta bir selâm verilse, yatsı namazının dört rekat sünneti gibi kılınır. Başlarken ve her iki rekatın başında "Sübhâneke", "Ezûzübesmele" ve her oturuşta "et-Tahiyyat" ile "Salli-barik" duaları okunur. Cemaatle kılınınca, cemaat hem teravihe, hem de imama uymaya niyet eder. İmam teravih namazını sesli olarak kıldırır (el-Kasânî, Bedai'us-Sanâyi', Beyrut, 1974, I, 288; Tahtavî, Haşiye, 335 vd). 

Teravih namazı, diğer namazlara nispetle biraz seri kılınır. Ama bu, harflerin mahreci anlaşılmayacak şekilde bozuk bir telaffuzla kılınabilir anlamına gelmez. Bu bakımdan teravih namazının normalin dışındaki bir şekilde acele kılınması mekruhtur. Namazın rükünlerini yerine getirirken de acele edilmez. Kelimeleri tane tane okumak, mahreçlere dikkat etmek ve rükünleri gerektiği gibi yerine getirmek gerekir. 

Teravih namazı hatimle kılınmayan camilerde, herhangi bir yanlışlığa meydan vermemek ve cemaatın da kısa sureleri iyice ezberlemelerini sağlamak için, "Fil sûresi"nden sonraki sureleri okumakta yarar vardır. Bu durumda imam, rekat sayılarında da tereddüde düşmekten korunmuş olur. (İbn Abidîn, Reddu'l-Muhtar, II, 44; vd., Vekbe ez-Zuhaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî, Dimaşk, 1989, II, 72).

8/14/2009

oruç

DINI YAZILAR

Orucun faydaları nelerdir

Kur'an-ı Kerimde orucun farz kılındığını bildiren ayetin sonundaki "ta ki korunasınız" ifadesi orucun hikmetine dikkati çekmektedir. Allah Teala, her derde bir deva, her hastalığa bir ilaç verdiği gibi kötülüklere karşı da korunma vasıtaları vermiştir. İşte orucun bir özelliği de bizi kötülüklerden koruyan bir ibadet oluşudur. Nitekim Peygamberimiz orucun bu özelliğini hepimizin kolayca anlayabileceği şekilde güzel bir benzetme ile açıklayarak şöyle buyurmuştur: 

"Oruç bir kalkandır, o halde oruçlu kötü söz söylemesin. Kendisi ile çekişip kavga etmek isteyen kimseye iki defa, "ben oruçluyum" desin." Bir kalkanın sahibini düşmandan koruduğu gibi oruç da aynı şekilde kişiyi kötülüklerden ve günah işlemekten korur. Oruçlu, kötülüğü başlatan kişi olmayacağı gibi, kendisine fena söz söyleyen ve kavga etmek isteyenlerin bu davranışlarına karşılık: "Ben oruçluyum, ben oruçluyum" diyerek nefsine hakim olacak ve kendisini kavganın içine çekmek isteyenlere uymayacaktır. Böylece oruç, bir kalkan gibi kişiyi kötülüklerden korumuş olacaktır. 

Oruç, bize daima Allah'ı hatırlatır, sorumluluk duygusunu geliştirir. Bir ay boyunca devam eden bu manevî eğitim sonucu Allah korkusu kalblere iyice yerleşir, bunun olumlu tesiri ile de insan davranışlarını kontrol altına alarak her türlü kötülükten uzaklaşmış olur. Oruç, basit bir 'aç kalma' olayı değildir. Onu sadece bu yönüyle değerlendirmek son derece yanlış olur. Oruç, köklü bir irade terbiyesi, insanı kötü alışkanlıklardan temizleyen, çirkin davranışlardan uzaklaştıran ve iyi huylar kazandıran bir ahlak eğitimidir. 

İslam bilginleri orucun üç mertebesi olduğunu bildirilmiştir: 

Birincisi; imsaktan akşama kadar yemekten, içmekten ve cinsel arzulardan sakınmak suretiyle tutulan oruçtur. Bu oruç, şartları yerine getirildiği için sahihtir. Ancak bunun gayesine ulaşması için oruçlunun ikinci basamağa yükselmesi lazımdır. 

İkincisi; birinci maddedekilerle birlikte, kulak, göz, dil, el, ayak ve diğer organları günahlardan uzaklaştırmak suretiyle tutulan oruçtur. Çünkü bu, organlar üzerinde olumlu etkisini gösteren ve sahibine ahlakî faziletler kazandırarak gayesine ulaşan oruçtur. 

Orucun sağlık yönünden faydalarını bir kere de uzmanlarından dinleyelim: 

"Sağlam insanlara orucun hiç bir zararı yoktur. Aksine (Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz) hadis-i şerifinde işaret edildiği gibi, vücûda faydası vardır. 8-16 saat sindirim cihazının, karaciğerin dinlenmesi kendi kendini toparlaması büyük bir faydadır." 

"Oruç normal sıhhatli olan insanlar için çok faydalı bir perhiz teşkil eder. Az yemek ve itidal ile yaşamak sonucu oruç tutanlar genellikle Ramazanda bir kaç kilo zayıflarlar. Bu suretle 11 ay zarfında vücutta depo edilen zararlı yağlar erimiş olur. Bu ise asrımızda herkese tavsiye edilen en önemli sağlık kuralıdır. Çünkü şişmanlık şeker hastalığına pek yakındır. Ayrıca damar sertliği, kalb hastalığı, tansiyon yüksekliği ve buna bağlı pek çok hastalığa müsait bir zemin hazırlar. Demek oluyor ki oruç, bütün bu dertlerden insanı koruyucu bir etki yapar." 

Bu gerçeği, sadece bizim bilim adamlarımız değil, konuyu inceleyen yabancı bilim adamları da dile getirmektedir: 

1940 Nobel Tıp Ödülü'nü kazanan ünlü bilim adamı, Dr. Alexis Carrel "L'Hamme, Cet İnconnu" adlı eserinde: "Oruç sırasında organizmalarda depo edilmiş besin maddelerinin harcandığını, sonradan bunların yerine yenilerinin geldiğini, böylece bütün vücutta bir yenilenme olduğunu ve orucun sağlık bakımından çok yararlı olduğunu." söyler. 

Oruç tutmakla bir süre nimetlerden uzak kalan kimse bunların değerini daha iyi anlar. Sahip olduğu nimetlerden bir süre uzak kalmak insana, onları daha iyi korumasını, israf etmemesini ve nimetleri kendisine veren Allah'a daha çok şükretmesini öğretir. Nimetlere şükür ise onların çoğalmasına vesile olur. 

Allah Teala şöyle buyuruyor: "Andolsun, şükrederseniz elbette (nimetimi) artırırım." Sabır, başarıya ulaşmanın en önemli şartlarından biridir. Sahip olduğu helal şeylere oruçlu olduğu için el sürmeyen kimse; iradesine hakim olmuş, nefsini zorluklara alıştırarak terbiye etmiş ve üstün bir meziyet kazanmış olur. 

Böyle bir insan hayatta karşısına çıkabilecek sıkıntılar karşısında sarsılmaz, bunlara kolaylıkla sabreder ve güçlükleri yenerek başarıya ulaşır. Acılı ve üzüntülü durumlar karşısında sabır ve tahammül göstererek soğukkanlılığını korur. Orucun askerlik ve yurt savunması bakımından da ayrı bir önemi vardır. Savaş zamanlarında cephedeki asker, yiyecek ve içecek bulamadığı zaman açlığa ve susuzluğa katlanmak zorunda kalabilir. oruç tutmaya alışmış olanlar, böyle zorluklara daha kolay dayanırlar.

Tırnak kesme usulü Ruhul beyan tefsirinde şöyle yer almaktadır;
perşembe öğleden sonra kesilirse birçok göz hastalıklarına şifa olacağı Rasulullah efendimiz(s.a.v.) tarafından ifade edilmiştir.
Eller ayaklara nisbeten daha şerefli olduğundan önce el tırnakları kesilir.
Sağ el sol ele nisbeten daha şerefli olduğundan önce sağ el tırnakları kesilir.
Şehadet parmağı diğer parmaklara nisbeten daha şerefli olduğundan önce şehadet parmağındaki tırnak kesilir.
Hristiyan ve yahudilere benzememek adına efendimiz(s.a.v.) tırnaklarını farklı bir sıra ile kesmiştir;
sağ el, şehadet parmağı, yüzük parmağı, orta parmak, küçük parmak ve baş parmak.
sol el, küçük parmaktan baş parmağa doğru.
sağ ayak küçük parmaktan baş parmağa doğru.
sol ayak baş parmaktan küçük parmağa doğru.

8/10/2009

VEDA

DINI YAZILAR

okumak istemiyorsanız tamamını ::buradan:: dinleyebilirsiniz...

değerli kardeşlerim sarık ve cübbemin de bi yere takılmasından ve benim de huzurunuza geç çıkmamdan anlamışsınızdır heralde durumum vaaz etmeye müsait değil. ben esas ayrıldım gidiyordum.

hayır!

durun da bişey diyeyim demeden inerim sonra. bi kere bu iş bana göre iş değildi. iki kelime edeyim, edip inecem vaktinizi almayacağım sükut ederseniz. vaaz-u nasihat bana düşmeezdi. eğer sizin huzurunuzda olmasaydım ben bi kere daha kendime "vaaz-u nasihata sahip çıkmak suretiyle küstahlık yapıyorsun" derdim.

sizin huzurunuza çıkmayı bi taraftan hep iştiyakla bekledim. benim ümidim recam beklentilerim bişey değil, ama bugünkü mevzuyu da kafamda istanbul'dan izmir'e gelinceye kadar da arabanın içinde kestim biçtim tasarladım yonttum rutuşladım, ilk dirilişçilerle son dirilişçiler arasında mutabakatlar yakaladım kendime göre ve onu anlatacaktım.

sizin huzurunuza çıkmayı iştiyakla bekledim. ayda bir, ayda bir huzurunuza çıktım ama ben bir ay iştiyakla huzurunuza çıkacağım anı bekledim. ama diğer taraftanda boynumda bir zincir bir pranga var gini "Allah beni kurtarsa da vaaz etmesem" dedim. ve bugün de sadece hakkımda ölümü istemek Allah'ın razı olmadığı bişey olduğu için ve dinimizde insanın kendisini öldürmek de caiz olmadığı için huzurunuzda bulunuyorum.

bu iş benim işim değildi, bunu baştan müdrikim. sizi iştiyakım başka bir iş fakat bu işi götüremediğime götüremeyeceğime inandığım da ayrı bi mesele. acaba liyakati bi tek ucundan yakalayabilir miyim diye bi sırrımı arz edeceğim. önümde Kur'an, Rabbim Müheymin, sizin huzurunuza çıkmadan 3 gün evvel beni öyle bi sancı tutar ki; "ne diyeceğim?", "ne edeceğim?", "ne anlatacağım?". inanır mısınız bu gece sabaha kadar benim tam 5 saat deli gibi dolaştığıma? ama yine de anladım ki; deli gibi de dolaşsam zır deli gibi de dolaşsam size vaaz etme meselesini koparamayacağım.

oraya oturamayacağım,çıktım bornava'ya doğru giderken arkada arka kanepede oturan öyle hıçkırarak kendisini yere vurduki; "bize yapabilirsin" dedi, "fakat bi kere cemaate görün" dedi, "senden başkası özür dilese kimseyi dinlemezler"
ben de, ben de sizden özür dilemeye geldim. hisar camisi ile beraber ramazan-ı şerif'te belki pek çok camide cemaat bişey bulacaklarını düşünerek, ciddi ve samimi bir intizar içindeyken benim çok soğuk veya çok sıcak suları onların başlarından döküyor gibi onlarda duş tesiri yapabilecek böyle bi söz söylemem hatta özür beyan ederken ne büyük saygısızlıkta bulunduğumun altında şu anda paletler altında ezilir gibi eziliyorum.

ama çok samimiyetimle itiraf ediyorum ki; alem bu kürsülerde kendilerine liyakat kesip biçebilirler, fakat ben hep sizi, sizin hislerinizi ve beklentilerinizi sırtımda bir kambur gibi taşıdım. bu cemaat bikaç saat evvel geldi camii doldurdular, bi insan konuacak gibi camide bi kısım şeyler dizayn edildi, kameralar yerleştirildi, mikrofonlar yerleştirildi, televizyonlar kondu, kondu ama zaman israf edildi.

zaman israf ediliyor, kondu ama millet sabahtan bu yana ızdırap çekti, kondu kondu ama millet şimdiye kadar geldiği gibi gittiği gibi gelip gidecek, eli boş geldi eli boş gitti, eli boş gelecek ve eliboş gidecek, işte bunun için ben sizden özür dileyip huzurunuzdan ayrılmayı düşünüyorum. zira burada kesip bişey söyleyeyim size; ama siz keserseniz söyleyeceğim!

Aişe validemiz derki; ifk hadisesi karşısında o pak damane dediler ki, "zina ettin!", en pak damene! 14 asır evvel atılmış böyle bir iftira karşısında o işe benim yüzüm mü kalkan olur varlığım mı kalkan olur mahiyetim mi kalkan olur çet defa "anam huzurda olsaydım da sana kalkan olsaydım" dedim. ağır bir iftira hadisesi altındaydı, ama bu iftira hadisesi karşısında tek güveneceği insan Efendimiz'di(s.a.v.). beklerdi isterdi ki elinin tersiyle bütün bu güft-ü guyu berteraf etsin, "Aişe'm ben sana güvenirim, senin herzaman benim kalbimde yerin vardır" desin.

oysaki vefa beklediği, güven beklediği, itminan beklediği, sekine beklediği, herkese itminan ve sekine kaynağı ona şöyle dedi;

"ya Aişe eğer böyle bişey varsa, ya Aişe eğer böyle bişey yoksa" diyorki; "işte o zaman damarlarımda kanım dondu, o güne kadar ağlıyordum, o dakikadan sonra ağlama istidadını da kaybettim" ve ben belli bir kerteden sonra damarlarımda kanım dondu, ağlama istidadını da kaybettim, kaybettim zira 25 sene öyle anlaşılıyor ki söylediğim sözlerin 25 tanesi bana tesir etmemiş, öyle anlaşılıyor ki söylediğim sözlerin 25 seneden beri söylediğim sözlerin 25 tanesi en yakınlarıma sigara gibi küçük ve menhus adetlerini terkettirecek kadar dahi tesir icra etmemiş. benim sevgili dostlarım, ben niye kendi vaktimi abes kullanayım, niye sizin gibi güzide insanların vaktini israf edeyim, niye 4-5 saat evvel camiye gelesiniz, niye zamanınızı burada beyhude eritesiniz?

şu mübarek ramazan-ı şerifti, tesbihi elinize alsaydınız subhanallahi ve bi hamdihi subhanallahil azim deseydiniz sevap kazanırdınız, beni bekleme ve benden bişey bekleme vizrini ve vebalını sırtlanmamış olurdunuz. işte ben de hem sizin hesabınıza hem benim hesabıma böyle bi kamburu taşımamak üzere sizden izin almak istiyorum. benim durumumda olan vaizler müftülerden izin alırlar, ama onlar sağolsunlar, dünya durduğu sürece ihlasla ve samimiyetle Allah onları dine hizmette daim kılsın ve muvaffak eylesin.

hepsinden vefa gördüm hepsini ehl-i vefa gördüm, imamı da müezzini de müftüsü de diyanet işleri reisini de, sizin sine açıp beklediğiniz gibi onlar da sine açtı zemin hazırladılar, ama kime? kendisine dahi söz geçiremeyen bir kemtere bir talihsize.

ne siz hüsn-ü zannınızın altında kalıp ezilin ne onlar beyhude cami dizaynına kalksınlar zemin hazırlasınlar ne zaman israf olsun ne siz dikenler arasında bülbül sesi diye saksağan sesi dinleyin ne de bundan sonra ben 1kere vaaz edeceğim diye 3gün sancı çekeyim krizlere gireyim ölecek hale geleyim "acaba hazırlanabildim mi", "acaba kontak olabildim mi", "konsantre olabildim mi", "bişey diyebilir miyim ben bu cemaatee", "onlar ki saf temiz dupduru düşüncenin timsali insanlar ya ben onlara karanlık ruhumla ne anlatabilirim "SON VEREYİM DEDİM bunun için, hayır bir kere bana tesir ettiniz, bir kere bana tesir ettiniz, bi kere ayrıldıktan sonra bi kere daha huzurunuza geldim ama Bİ DAHA GELMEYECEĞİM!

estağfirullah için de değil, bi abes yer işgal ettiğim düşüncesiyle, kendime tesir edemedim, dedim, yakınlarıma tesir edemedim, dedim. demek ki tesirsiz bir insanım, niye sizin hüsn-ü niyetinizi hüsn-ü kabulünüzü hüsn-ü teveccühünüzü suistimal edeyim, niye sizi aldatayım, ayıp değil mi bu? 25 senedir çok şey beklediniz, 25 sene değil 23 senede insanlığın iftahar tablosu(s.a.v) inanlığın makus kaderini değiştirdi. biz o kader adına Allah aşkına siz söyleyin meleği alânın sakinleri de buna şahit bu mevzuda hangi samimiyeti sergiledik? hangi samimiyeti temsil ettik? ortaya koyduğumuz şey nedir Resulullah aşkına?

kimi sahabi seviyesine çektik yükselttik? kimi Kur'anın tam temsilcisi haline getirdik?

ben yer yer hüsn-ü zannımın altında kaldım. sizi sena ettim. MANEN İTHAM ALDIM, YAKAMDAN TUTUP HIRPALADILAR, "BU ÇOK YUMUŞAKLIK BÖYLE" DEDİLER, ve ben de ne yapacağımı şaşırdım bilemedim, öyle desem kaçarlar dedim, böyle desem Resulullah'ın teveccühü kaçıyor, iki arada bi derede, iki cami arasında beynamaz gibi kaldım.

Allah aşkına ne yapayım siz söyleyin. ben kendi kafama bişey anlatamadım kendi ruhuma biey anlatamadım ve sonunda öyle anladım ki ben çevreme riyakarlık telkin ediyorum. sum'e telkin ediyorum. kalbine imanın oturmadığı bazı kimseler sadece hislerimle onların hislerine girdim, birer yalancı his insanı meydana geldi. ama kalp insanı katiyyen ama ruh nsanı katiyyen ve ben hiç bişey yapmadan size değil bir de yakınlarıma riya telkin etmişsem nasıl kurtarırım yakamı? sum'a telkin etmişsem nasıl kurtarırım yakamı?
yaşamadığım şeyleri söylemişsem, gecemi ihya etmeden kalkıp gelip size geceden bahsetmşsem bu nasıl riyakarlık bu nasıl sum'a bu nasıl aldatma böyle? ve bütün bunlar nasıl taşınır sırtta siz söyleyin.
ben başka mülahazalarla gelmiştim, bunları birden bire perde değişip arzettiğim şeyler ruhumu sarınca size arzetmeyi düşündüğüm şeyleri arzetme cesareti bulamadım. sizi bütün bütün kırıp gitmeye de cesaret edemedim. saygısızlık yapmayayım demedim kime? hiç bişey bulamadıkları halde 25 seneden beri belli ölçüde pek çoğu itibariyle saygıya dinleyen bu insanlar bir insan dinliyoruz diye önünde ku'an bir insan dinliyoruz diye dinlediler.
saygısızlık yapamazdım. ve birisinin bana bu saygıyı telkini karşısında bu saygının samimiyetin saffetin timsali bu cemaatin huzuruna çıkayım "belki kıtmir sizin huzurunuza bir daha çıkmayacak" diyeyim, "beni bağışlayın, hakkınızı helal edin" diyeyim. inanın ayın son hafası burda sohbet ediyordum, her ayın son haftasını, bayramı, bayram namazını kılamayıp da içerde bulunduğum bir gün bayram kılamamanın nasıl bir hicran olduğunu iliklerime kadar yaşamıştım, ayağıma zincir boynuma bi çeşit pranga vurup beni bayramdan ettikleri gün, hiç kaçırmamıştım onu, deli gibi dolaşmış "ah bayram, meğer sen ne tatlı şeymişin" demiş, halk deli tavuk der, ben de deli tavuk gibi dönüp durmuştum.
her ayın son pazarını yaşarsam bu hicranla ömür vefa ederse bu boğucu hasret içinde kaçırdığım bir bayramı iliklerime kadar duyduğum gibi sizi çok özleyecek çok arzulayacak hıçkırıklarınızı düşünecek dudaklarımı yalayacak ve belki şununla teselli olacağım; vefasızlığı uzatmamak için vefa cemaatine karşı vefa borcunu ancak böyle ödeyebilirdim. onlar alabildiğine vefalı davrandı bense vefasız davrandım. hislerine tercüman olamadım. beklediklerini veremedim. yalan ettim kaplerine giremedim, müslümanlıkla çok hızlı tanışmaları mümkünken şahsıma takılıp kaldılar aradıklarını bulamadılar. belki çok azı ama çok azı belki onlar da riyaya süm'aya gösterişe ve alayışa takılıp kaldılar, onlara da onu telkin ettim.
şimdi beni bağışlayın böyle hicran ve hasret dolu bir ayrılık olmazdı benim ramazan'ı idrak etmiş kardeşlerimle böyle bi pazar olmamalıydı ve ben de olmasın diye 500kmyi şeker krizleri içinde baygınlık geçire geçire buraya kadar gelmiştim. ve dünü baygınlık geçire geçire geçirdim. bugünü de yine baygınlıkları kucaklıya kucaklıya geçirdim ve huzurunuza geldim. beni rahatsızlıklarımdan dolayı, şeker ve açlık krizlerimden dolayı rahatsızlığımdan dolayı bağışlayacağınızı ümit ediyorum.
ALLAH SİZDEN EBEDEN RAZI OLSUN!
inşallah ben olmayınca size doğru konuşacak birisini bulur dinlersiniz.
ALLAH SİZDEN EBEDEN RAZI OLSUN!

diyerek kürsüden ayrılmak istiyor. işte baştan sona o gün
::yaşananlar::

BERAT KANDİLİ
Bu gelen gece olan Leyle-i Berat, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin proğramı nev'inden olması cihetiyle Leyle-i Kadr'in kudsiyetindedir. Herbir hasenenin Leyle-i Kadir'de otuzbin olduğu gibi, bu Leyle-i Berat'ta herbir amel-i sâlihin ve herbir harf-i Kur'anın sevabı yirmibine çıkar. Sair vakitte on ise, şuhur-u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyali-i meşhurede onbinler, yirmibin veya otuzbinlere çıkar. Bu geceler, elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur'anla ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır. ( Said Nursî Şualar: 505)

 

Hadislerle Berat Kandili

- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuşlardı:
“Recep, Allah’ın ayıdır. Şaban, benim ayımdır. Ramazan, ümmetimin ayıdır”. Mübarek Recep ayının ardından gelen Şaban ayı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ayıdır. Bu mübarek ayın değerini bilerek, ibadetlerimizi yapmalı, alemlerin Rabbinden af dilemeliyiz.

Şaban ayının önemli özelliklerinden biri Beraat gecesi gibi müstesna bir gecenin bu ayın içinde bulunmasıdır.

Ebu Hüreyre Radıyallahu And’dan rivayet edildiğine göre: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuştur:
—“Şaban ayının on beşinci gecesinin ilk vaktinde Cebrail (a.s) bana geldi; şöyle dedi:
—“Ya Muhammed, başını semaya kaldır. Sordum.
—“Bu gece nasıl bir gecedir? Şöyle anlattı:
—“Bu gece, Allah-u Teala, rahmet kapılarından üç yüz tanesini açar. Kendisine şirk koşmayanların hemen herkesi bağışlar. Meğer ki, bağışlayacağı kimseler büyücü, kahin, devamlı şarap içen, faizciliğe ve zinaya devam eden kimselerden olsun. Bu kimseler tövbe edinceye kadar, Allah-u Teala onları bağışlamaz.

Gecenin dörtte biri geçtikten sonra, Cebrail yine geldi ve şöyle dedi: "Ya Muhammed başını kaldır. Bir de baktım ki, cennet kapıları açılmış.
Cennetin birinci kapısında dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyor: "Ne mutlu bu gece rüku edenlere.
İkinci kapıdan dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: "Bu gece secde edenlere ne mutlu".
Üçüncü kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece dua edenlere ne mutlu." Dördüncü kapıda duran melek dahi şöyle sesleniyordu: -"Bu gece, Allah'ı zikredenlere ne mutlu".
Beşinci kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece Allah korkusundan ağlayan kimselere ne mutlu."
Altıncı kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece Müslümanlara ne mutlu." Yedinci kapıda da bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: "Günahının bağışlanmasını dileyen yok mu ki, günahları bağışlansın.
Bunları gördükten sonra, Cebrail'e sordum: "Bu kapılar ne zamana kadar açık kalacak?
Şöyle dedi: "Ya Muhammed, Allah-u Teala, bu gece, Kelp kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısı kadar kimseyi cehennemden azat eder."

- Hz. Ayşe Radıyallahu Anha anlatıyor: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri, Nıfs-u Şa'ban gecesinde dünya semasına iner ve Kelb kabilesinin koyunlarının tüyünün adedinden daha çok sayıda günahı affeder."

Berat Gecesinin Mahiyeti ve Önemi

Yıllık bir program çerçevesinde yürütülen ticari faaliyetler yıl sonunda o program esaslarına göre kontrol) ve teftiş edilir. Kâr zarar hesapları yapılır. Kesin hesabın tespitinden sonra da gelecek yılın programı hazırlanarak şeklini alır.
Her yıl tekrar edilen bu kontrol ve tespit işlemleri sayesinde ekonomik hayatta istikrarlı ve sağlam bir ilerlemenin temini mümkün olur.
Bu misalin ışığında manevi hayatımıza ve faaliyetlerimize bakalım. Dünya, âhiret hayatının kazanılması için yaratılmış bir manevi ticaret yeri olduğuna göre, o ticaretle ilgili faaliyetlerin de yıllık muhasebeye tabi olması gayet tabiidir.
Bu muhasebenin vakti üç ayların içindedir. Berat Kandili ile başlayıp Kadir Gecesiyle biten devreye rastlar.
Duhan Sûresinin 2., 3. ve 4. âyetlerinin Berat Gecesinden bahsettiği bildirilmektedir. Âyetlerin meali şöyle:
"O apaçık kitaba and olsun ki, biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız. Bütün hikmetli işler o gecede tefrik olunur."
Bu âyetler hakkında iki görüş vardır. Çoğu tefsir bilginlerinin görüşüne göre, bu mübarek gece Kadir Gecesidir. İkrime bin Ebi Cehil'in de dahil olduğu bir grup alim ise; bu gecenin Berat Gecesi olduğunu söylemişlerdir. Her iki tefsiri birleştiren diğer bir görüşe göre de, hikmetli işlerin ayırımının yapılmasına Berat Gecesinde başlanmakta ve bu işlem Kadir Gecesine kadar devam etmektedir. Bu hikmetli işler nelerdir ve âyetin mânası nedir?

Yıllık kader programı
İbni Abbas'tan rivayet edildiğine göre, hikmetli işlerin birbirinden ayırd edilmesi şu şekilde cereyan etmektedir:
Bu seneden gelecek seneye kadar meydana gelecek olayların hepsi ayrı ayrı melekler tarafından defterlere yazılır. Rızıklar, eceller, zenginlik, fakirlik, ölümler, doğumlar hep bu esnada kaydedilir. O yılki hacıların sayısı bile bu devrede takdir olunur. Herkesin ve her-şeyin o sene içindeki mukadderatı kaydedilir.
Rızıkla alakalı defterler Mikail Aleyhisselâma verilir.
Savaşlarla ilgili defterler Cebrail Aleyhissalama verilir.
Ameller nüshası dünya semasında görevli melek olan İsrafil'e verilir ki bu büyük bir melektir.
Ölüm ve musibetlerle ilgili defter de Azrail Aleyhisselâma teslim edilir.
Fahreddin er-Râzî"nin açıklamasına göre bu defterlerin düzenlenmesi Berat Gecesinde başlar, Kadir Gecesinde tamamlanarak her defter sahibine teslim edilir.1
Berat Kandilinin "bütün senede bir kudsi çekirdek hükmünde ve beşer mukadderatının programı nev'inden olması cihetiyle Leyle-i Kadrin kudsiyetinde" olması bu manalara dayanmaktadır.2
Kur'ân'ın bu gecede indirilmesi meselesine ise şöyle bir açıklama getirilmektedir:
Berat gecesi, Kuran-ı Kerimin Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Buna inzal denir. Kadir gecesinde ise Peygamberimize ilk kez ve parça parça indirilmeye başlanmıştır. Buna da tenzil denir.

Berat Gecesinin özellikleri
Tefsirlerde bu gece ile ilgili olarak şu şekilde izahlar yer almaktadır: Vergi ödendiği zaman nasıl ki vergi borçlusuna borcundan kurtulduğunu gösteren bir belge veriliyorsa, Allah Azze ve Celle de Berat Gecesinde mü'min kullarına berat yazar. Zaten bu gecenin dört adı vardır: "Mübarek Gece", "Berae Gecesi", "Sakk Gecesi. Belge ve senet. (Allah Teala bu gece mü'min kullarına beraet yazar)", "Rahmet Gecesi."
"Berat, beraet" kelimesi "el-berâe" kelimesinin Türkçedeki kullanılış şeklidir. Beri olmak, aklanmak, temiz ve suçsuz çıkmak demektir.
"Berâet" iki şey arasında ilişki olmaması, kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması anlamına gelmektedir. Mü'minlerin bu gece günah yüklerinden kurtulup İlâhî bağışa ermeleri umulduğu için de Berat Gecesi denmiştir.
Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'dan Mekke'deki Kabe istikametine çevrilmesinin Hicretin ikinci yılında Berat Gecesinde gerçekleştiğini kabul etmeleri de geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır.3
Berat Gecesinin beş ayrı özelliği vardır.
1. Bütün hikmetli işlerin ayırımına başlanması.
2. Bu gecede yapılacak ibadetlerin diğer vakitlere nispetle kat kat sevaplı olması.
3. İlâhi rahmetin bütün âlemi kuşatması.
4. Allah'ın af ve bağışlamasının coşması.
5. Peygamberimize tam bir şefaat yetkisinin verilmiş olması.
Bir rivayette bildirildiğine göre Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam Şâban'ın onüçüncü gecesi ümmeti hakkında şefaat niyaz etti, üçte biri verildi. Ondördüncü gecesi niyaz etti üçte ikisi verildi. Onbeşinci gecesi niyaz etti, hepsi verildi. Ancak Allah'tan devenin kaçması gibi kaçanlar başka...
Zemzem kuyusunun bu gecede açık bir şekilde coşup çoğalması da bu manaları kuvvetlendiren kutsal bir işaret olarak yorumlanmaktadır.4

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde Berat Gecesinin feyiz ve bereketini çeşitli şekillerde nazara vermektedir.
"Şâban'ın 15. gecesi geldiğinde geceyi uyanık ibadetle, gündüzü de oruçlu olarak geçirin. O gece güneş battıktan sonra Allah rahmetiyle dünya semasına tecelli eder ve şöyle seslenir:
"İstiğfar eden yok mu, affedeyim ve bağışlayayım. "Rızık isteyen yok mu, hemen rızık vereyim.
"Başına bir musibet gelen yok mu, hemen sağlık ve afiyet vereyim.
"Böylece tan yerinin ağarmasına kadar bu şekilde devam eder."s
Çünkü o gece İlâhi rahmet coşmuştur. Berat Gecesi beşer mukadderatının programı çizilirken insanlara verilen eşsiz bir fırsattır. Bu fırsatı değerlendirip günahlarını affettirebilen, gönlünden geçirdiklerini bütün samimiyetiyle Cenab-ı Hakka iletip isteklerini Ondan talep eden ve belalardan Ona sığınan bir insan ne kadar bahtiyardır. Buna karşılık, her tarafı kuşatan rahmet tecellisinden istifade edemeyen bir insan ne kadar bedbahttır.

Bu gece af dışı kalanlar
Peygamber Efendimiz bu gecede af dışı kalanları şu hadisleri ile bildirmektedir:
"Muhakkak ki, Allah Azze ve Celle Şâban'ın onbeşinci gecesinde rahmetiyle yetişip herşeyi kuşatır. Bütün mahlukatına mağfiret eder. Yalnızca müşrikler ve kalbleri düşmanlık hissiyle dolu olup insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey düşünmeyenler müstesna."6 "Yüce Allah bu gece bütün Müslümanlara mağfiret buyurur, ancak kâhin, sihirbaz yahut müşahin (çok kin güden) veya içkiye düşkün olan veya ana babasını inciten yahut zinaya ısrarla devam eden müstesna."7
"Allah Teâlâ Şâban'ın onbeşinci gecesi tecelli eder ve ana-babasına asi olanlarla Allah'a ortak koşanlar dışında kalan bütün kullarını bağışlar."8
Üç aylara ayrı bir ruh ve mâna içinde giren Peygamber Efendimiz özellikle Şaban ayına özel bir özen gösterir, başka zamanlarda görülmemiş bir derecede ibadete ve âhiret işlerine yönelirdi. Bu ayın çoğu günlerini oruçlu geçirirken, geceleri de diğer gecelerden çok farklı bir şekilde ihya ederdi
Bir Berat Gecesinde uyanıp da Resulullah Aleyhissalâtü Vesselamı yanında bulamayan Hz. Âişe kalkarak Efendimizi aramaya başladı. Sonunda Peygamberimizi Cennetü'1-Bakî mezarlığında başını semaya kaldırmış halde buldu.
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam mübarek hanımına Berat Gecesinin faziletini şöyle anlattı:
"Muhakkak ki, Allah Teâlâ Şâban'ın onbeşinci gecesinde dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve Benî Kelb Kabilesinin koyunlarının kılları sayısınca insanları mağfiret eder."5

Bütün mahlukatına mağfiret eder. Yalnızca müşrikler ve kalbleri düşmanlık hissiyle dolu olup insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey düşünmeyenler müstesna."6 "Yüce Allah bu gece bütün Müslümanlara mağfiret buyurur, ancak kâhin, sihirbaz yahut müşahin (çok kin güden) veya içkiye düşkün olan veya ana babasını inciten yahut zinaya ısrarla devam eden müstesna."7
"Allah Teâlâ Şâban'ın onbeşinci gecesi tecelli eder ve ana-babasına asi olanlarla Allah'a ortak koşanlar dışında kalan bütün kullarını bağışlar."8
Üç aylara ayrı bir ruh ve mâna içinde giren Peygamber Efendimiz özellikle Şaban ayına özel bir özen gösterir, başka zamanlarda görülmemiş bir derecede ibadete ve âhiret işlerine yönelirdi. Bu ayın çoğu günlerini oruçlu geçirirken, geceleri de diğer gecelerden çok farklı bir şekilde ihya ederdi
Bir Berat Gecesinde uyanıp da Resulullah Aleyhis-salâtü Vesselamı yanında bulamayan Hz. Âişe kalkarak Efendimizi aramaya başladı. Sonunda Peygamberimizi Cennetü'1-Bakî mezarlığında başını semaya kaldırmış halde buldu.
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam mübarek hanımına Berat Gecesinin faziletini şöyle anlattı:
"Muhakkak ki, Allah Teâlâ Şâban'ın onbeşinci gecesinde dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve Benî Kelb Kabilesinin koyunlarının kılları sayısınca insanları mağfiret eder."9

İşlenen sevaplı amellerin değeri başka zamanlarda on ise, Berat Kandilinde yirmi bindir. Meselâ başka zamanlarda okuduğumuz bir tek Kur'ân harfine on sevap veriliyorsa, bu gecede her bir harfine yirmi bin sevap verilmektedir.

Bu bakımdan tam bir ihlâsla çalışıp ihyasına gayret gösterebildiğimiz takdirde Berat Kandili elli bin senelik bir ibadet hayatının sevabını bir gece içinde bize kazandırabilir.
"Onun için elden geldiği kadar Kur'ân ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır."10

Tek kişinin çalışma ve kazanma gücü maddi hayatta olduğu gibi manevi hayatta da sınırlıdır diyorsak, bunun çaresi vardır. Aynı gayeyi paylaşan ve dünyada aynı maksatla yaşayan mü'min kardeşlerimizle birlikte teşkil ettiğimiz manevi şirket; bize hesabından âciz kalacağımız sonsuz bir manevi serveti kazandırabilir. Üstelik maddi kazançlarda kâr, ortaklar arasında bölünerek küçüldüğü halde mânevi kârda böyle bir şey kesinlikle söz konusu değildir. Çünkü manevi faaliyetler nurludur. Nur ise maddi eşya gibi küçülmez ve bölünmez.

Berat Gecesi ibadeti
Gecenin manevi değeri dolayısıyla namaz, Kur'ân tilaveti, zikir, teşbih ve istiğfarla geçirilmesi, bu gece vesilesiyle muhtaçlara yardım ve benzeri hayırlı amellere özel bir önem verilmesi müstehaptır.

İşlenen sevaplı amellerin değeri başka zamanlarda on ise, Berat Kandilinde yirmi bindir. Meselâ başka zamanlarda okuduğumuz bir tek Kur'ân harfine on sevap veriliyorsa, bu gecede her bir harfine yirmi bin sevap verilmektedir

Bu bakımdan tam bir ihlâsla çalışıp ihyasına gayret gösterebildiğimiz takdirde Berat Kandili elli bin senelik bir ibadet hayatının sevabını bir gece içinde bize kazandırabilir.
"Onun için elden geldiği kadar Kur'ân ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır."10

Tek kişinin çalışma ve kazanma gücü maddi hayatta olduğu gibi manevi hayatta da sınırlıdır diyorsak, bunun çaresi vardır. Aynı gayeyi paylaşan ve dünyada aynı maksatla yaşayan mü'min kardeşlerimizle birlikte teşkil ettiğimiz manevi şirket; bize hesabından âciz kalacağımız sonsuz bir manevi serveti kazandırabilir. Üstelik maddi kazançlarda kâr, ortaklar arasında bölünerek küçüldüğü halde mânevi kârda böyle bir şey kesinlikle söz konusu değildir. Çünkü manevi faaliyetler nurludur. Nur ise maddi eşya gibi küçülmez ve bölünmez.

İmam-ı Gazali Hazretleri el-İhyâ'da, Berat Gecesinde yüz rekât namaz kılınması hakkında bir rivayete yer verse de, hadis âlimleri bu namazın sünnette yerinin olmadığını, böyle bir namazın Hicretten 400 sene sonra Kudüs'te kılınmış olduğu tesbitinde bulunurlar. Hatta İmam Nevevi böyle bir namazın sünnette bulunmadığı için bid'at bile olduğunu ifade eder.

Bunun yerine kaza namazının kılınması daha isabetli olacaktır. Bununla beraber kılındığı takdirde de sevabının olmadığı anlamına gelmez.
Çünkü ibadet alışkanlıklarının iyice azaldığı zamanımızda insanların bu vesileyle namaza yönelmelerini hoşgörü ile karşılamak faydalı olacaktır.

Berat Gecesi Duası
Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bu gece Rabbine şöyle dua etmiştir:
"Allahım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin."11

Berat Duası
Bazı mâna büyüklerinin de şöyle bir duası vardır:
"Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, 'Allah dilediğini
siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır."12
Bu idrak ve şuur içinde ihya edeceğimiz Berat Gecesinin hepimiz için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Haktan niyaz edelim.

Berat Gecesi Namazı -I
Şaban ayının on beşinci gecesi kılınacak olan namaz ; yüz rekattır. Bu namazın her rekatında, Fatihadan sonra on kere ihlas süresi okunur. Yüz rekat kılan kişi bin defa ihlas süresini okumuş olur.
Bu namaza hayır namazı da denmiştir. Geçmiş büyükler bu namazı toplu halde cemaatle de kılmışlardır. Bu namazın çok fazileti olduğu gibi, hesaplanama-yacak kadarda çok sevabı vardır.

Hasan-ı Basri Rahmetullahı Aleyh'den gelen rivayete göre:
"Otuz sahabeden dinledim, bu namaz için şöyle dediler: "Her kim bu namazı, berat gecesi kılar ise. Allah-u Teala'nın yetmiş rahmet nazarı ona ulaşır. Her nazarda, kendisinin yetmiş ihtiyacı yerine gelir. Bunların en küçüğü, Allah-u Teala'nın mağfiretidir.


Berat Gecesi Namazı -II
Berat gecesi kılınan namazlardan biride iki rekat olarak kılınır.
Birinci rekatta Fatiha okunduktan sonra kısa bir sure okunarak rükuya gidilir. Rükudan doğrulur ve secdeye gidilir. Secdede uzun sure kalınır, bu konuda belli bir tahdit yoktur, ne kadar dayanabilirsen.
İkinci rekatta da aynı şekilde Fatihadan sonra kısa bir sure okunur. İlk rekatta olduğu gibi secdeye gidildiğinde yine uzun sure secdede kalınır. Gücünüzün yettiği kadar. Secdeden kalkılır tahiyatta okunacaklar okunur ve selam verilir. Selam ile birlikte eller dua için alemlerin Rabbine kalkar...
Bu namaz hakkında Hz. Aişe Radıyallahu An-hum'a validemiz, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir.
-"Ya Aişe, bu gecenin nasıl bir gece olduğunu bilir misin? Bende
-"En iyisini, Allah ve Resulü bilir." Dedim. Şöyle buyurdu:
-"Bu gece şaban ayının yarısıdır. Dünya işleri ve kulların işleri bu gece Yüce Hakka arz edilir. Bu gece cehennemden azat edilenlerin sayısı; kelb kabilesinin koyunları sayısı kadardır. Bu gece bana izin verir misin"?
-"Olur" dedim. Kalkıp namaza durdu. Ayakta durması hafif oldu. Fatiha suresini okudu; sonra da küçük bir sure okudu. Gecenin yarısına kadar secdede kaldı. Daha sonra ikinci rekata kaktı. Ayakta iken, birinci rekatta okuduğu kadar bir şey okudu. Sonra yine secdeye vardı. Bu secdede dahi, tan yeri ağarıncaya kadar kaldı. Secdede o kadar kaldı ki, bunun için Yüce Allah ruhunu aldı sandım. Bana gelmesi uzayınca, kendisine yaklaştım. Hatta ayaklarına elimi sürdüm. Hareket ettiğini görünce rahatladım. Secdesinde şöyle dediğini işittim:
"Azabından affına sığınırım. Dargınlığından rızana sığınırım. Senden sana sığınırım. Şanın yücedir. Sen kendi zatını övdüğün gibi, seni övemem..."
Sonra kendisine sordum: "Ya resulullah, bu gece secdende bir şeyler okuduğunu duydum. Bunları daha önce okuduğunu hiç duymamıştım. Böyle demem üzerine, bana sordu: "Sen onları öğrenebildin mi"? Bu sorusuna karşılık: "Evet" deyince, şöyle buyurdu:
"Onları hem sen öğren, hem de başkalarına öğret."

Herhangi bir mevzuda, geniş, derin ve sistemli düşünme mânâlarına gelen tefekkür; erbâbınca, kalbin çırası, rûhun gı­­da­sı, bilginin rûhu ve İslâmî hayatın da kanı, canı ve ziyâ­sıdır. Te­fekkür olmayınca kalb karanlıklaşır, ruh hafakanlara girer ve İslâmî hayat da kadavralaşır.

Tefekkür, kalbde öyle bir nurdur ki, hayır ile şer, fayda ile zarar, güzel ile çirkin onunla görülür ve sezilir.. kâinat onun sa­yesinde okunan bir kitap hâline gelir ve Kur'ân'ın âyetleri onun­la kendilerine has ayrı bir derinliğe ulaşır.

Tefekkür, hâdiselerden ibret alma ve çeşit çeşit netice çıkar­manın çerağı, tecrübelerin altın anahtarı, hakikat ağaç­larının fi­deliği, kalb nurunun da gözbebeğidir. Onun içindir ki, her güzel şeyde olduğu gibi tefekkürde de zirveleri tutan Ufuk İnsan: "Te­fekküre denk ibâdet yoktur; öyle ise gelin Cenâb-ı Hakk'ın ni­met ve kudret eserlerini tefekkür edin! Ama zinhâr Zât-ı Bârî'yi tefekküre kalkışmayın; zira O, insan düşüncesini aşan bir mev­zudur."[1] meâlindeki sözüyle, düşü­nebileceğimiz sahanın sınırla­rını belirler ve bize, güç, imkân ve iktidarlarımızın hudutlarını ihtâr eder.

Bu hususu hatırlatma sadedinde Minhâc sahibi ne hoş söyler:

دَر آلاء فِكر كَردن شَرطِ راهست
وَلى دَر ذاتِ حَق مَحضِ گُناهست
بُوَد دَر ذَاتِ حَـق اَندِيشه بَاطِل
مُحالِ مَحِض دان تَحصيلِ حَاصل

 

"Nimetleri tefekkür etmek bu yolun şartıdır. Ne var ki, Cenâb-ı Hakk'ın Zât'ında tefekkür apaçık bir günahtır. Evet, Allah hakkında düşünmek bir bâtıldır; O'nu hem bir muhâl hem de hâsılı tahsil bil..!"

Zâten Kur'ân-ı Kerîm de: وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَوَاتِ وَاْلأَرْضِ "Onlar göklerin ve yerin yaratılış ve şekillendiriliş keyfiyetinde tefekkür ederler."[2] meâlindeki âyetleriyle, kâinat kitabını, bu kitabın yazılış keyfiyetini, harf ve kelimelerinin hususiyetlerini, cümleleri arasındaki nizâm ve âhengi, hey'et-i umûmiye­sindeki rasânet ve sağlamlığı nazara vererek bize en yararlı düşünme yolunu salıklamıyor mu?

Evet, her düşünce, her tasavvur ve her davranışta Hakk'ın Kitabı'na yönelmek, onu anlamaya çalışmak, hayatı ondan an­ladığımız şeylere göre tanzim etmek ve yaşamak; kâinat kitabın­daki ilâhî sırları keşfedip ortaya koymak ve insana her an ayrı bir imanî derinlik ve renkliliği duyurup tat­tıran bu yeni keşif ve tesbitlerle, imandan mârifete, mârifetten muhabbete, muhabbet­ten, rûhânî hazlara uzayan bir ışıktan yolda bütün hayatı zevk hâline getirmek, sonra da âhiret ve rıdvân-ı ilâhîye yürümek; işte insan-ı kâmil olmanın nurlu yolu..!

Tefekkür, araştırma sahası itibarıyla bütün ilimlere açık­tır; ama, aklî ilimler, pozitif tesbitler, bu büyük netice için sa­dece birer mukaddime, birer vâsıta ve birer yoldur. Bunların hemen hepsi de, gerçek muhtevâ ve yüzleriyle ilm-i vâhid-i ilâhîye mü­teveccihtirler. Tabiî insan dimağı yanlış muâlece­lerle inhirâfa uğratılmamışsa...

Evet, varlığı bir kitap gibi mütâlaa ve tefekkür ancak, bü­tün eşyâ ve eşyâya ait hususiyetlerin Allah tarafından yara­tılmış ol­duğunu kabul etmekle beklenen semereyi verir ve bereketli bir vâridat kaynağı hâline gelir ki, bu da her şeyin her hâliyle, Allahü Teâlâ'ya istinadını yakînen idrâk eden mârifetullah, muhabbetullah ve zikrullah ile itminâna ulaşmış kalbî ve rûhî hayat kahramanlarının şiârıdır.

Mebde'de her şeyi Cenâb-ı Hakk'a istinad ettirme esa­sına göre sistemleştirilmeyen bir tefekkür, neden sonra Allah'a yöne­lip ve neticede O'nda mütenâhî olmasına muka­bil; tâ baştan halk ve emir, her şeyi O'na bağlama esasına göre plânlanmış bir tefekkür ise, sonsuza kadar hep yeni yeni buudlarıyla sürer gider ve kat'iyen inkıtâa uğramaz. Yani böyle bir tefekkür "Evvel" ve "Zâhir" isimleriyle Allah'tan başlayıp sonra yine "Âhir" ve "Bâtın" isimleriyle Allah'a mü­teveccih olacağından mütenâhî değil, lâtenâhîdir. İşte böyle, tâ işin başlangıcında hedefi belirlenmiş bir tefekküre teşvik, aynı zamanda varlığın şekil ve tecelli yollarını tesbite çalışan tabiî ilimlerin usûl ve sis­temlerini öğrenip kullanmaya da bir irşattır.

Evet, gökler ve yer bütün eczâ ve mürekkebâtıyla, Allah'ın mülkü olduğundan varlık kitabında mütâlaa edilen her hâdise, her şe'n ve her nizâm, Yüce Yaratıcı'nın şerîat-ı fıtriyedeki ah­kâm ve tasarruf keyfiyetlerini de okumak de­mektir. Bu kitabı hakkıyla okuyabilen ve okuduğu şeylere gö­re hayatını düzen­leyen birinin yolu herhalde hidâyet ve takvâ yolu, varacağı yer cennet, içtiği de kevser olacaktır. Evet, dünyada çeşit çeşit ni­met ve rengârenk güzelliklerin gerçek sahibi olan Allah'tan gaf­let ve hep İblis'in rehberliğiyle nan­körlük vâdilerinde dolaşan felâket ve hüsran ashâbına kar­şılık, o, her şeyin gerçek sahibi Mün'im-i Hakîki'yi tanıyıp, O'na iman ve imandaki şuur ile inkıyad ederek, melâike, en­biyâ ve sıddîkînin öncülüğünde, hep şükür-nimet, nimet-şü­kür daireleri içinde dolaşır ve dökülen dökülene yığınların mahvoldukları aynı vâdilerde Yüce Yara­tıcı'nın lütuflarına mazhariyetin hakkını verir ve ömrünü bir tefekkür üveyki gibi geçirir. Şayet bir tümseğe ayağı takılsa, fikir dünyasını zikirle buudlaştırır; tedbirden teslime, temkinden tefvîze geçer, âle­min mesâfelere esir düştüğü yerlerde o, gök­lerde tayerân ederek gider hedefine ulaşır...

اَللَّهُمَّ اجْعَلْنَا مِنَ الَّذِينَ يَذْكُرُونَكَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّموَاتِ وَاْلأَرْضِ وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَيِّدِ الْمُتَفَكِّرِينَ وَعَلَى آلِهِ الْمُخْلَصِينَ

ALINTI

7/23/2009

basiret

DINI YAZILAR

Basiret; ilim, tecrübe, firâset nuruyla görüp sezmeye, bilip değerlendirmeye esas teşkil eden hususları, ihâtalı ve tam tekmil kavramaya denir ki, bu mânâda basiretli insan, ötelere de açık olursa, artık o, insan-ı kâmil olmaya azmetmiş bir hakikat eri, bir mâneviyat kahramanı demektir.

Akıl, önemli bir ilim kaynağı; basiret ise, ciddi bir irfan menbaıdır. Aklı olup da basireti bulunmayan birisinin, çok şey bilip, çok şey anlasa da, bildikleriyle bir yere varabilmesi oldukça zor, hatta imkânsızdır.

Basiret, bir şeyi olduğu gibi veya olduğuna yakın kavramak ise, her akıllı insan basiretli sayılmayabilir.

Basiretsiz akılda sık sık şüphe, tereddüt ve kararsızlıklar görülmesine mukabil, basiret iklimi, her zaman sıcacık, yumuşak, kararlılık içinde ve emniyetle üfül üfüldür.

Akıl, fikir, dimağın en son kavrama seviyesi; basiret ise, ruhun ilk idrak mertebesidir. Basiretin zirvesi ise hikmettir ki, Kur'ân, "Kime hikmet verilmişse, şüphesiz o, birçok hayra erdirilmiş sayılır." diyerek, bu hakikati nazara vermektedir.

Varlığa sadece gözleriyle bakanlar, onu ancak gözlerinin ihâtası ölçüsünde kavrayabilirler. Eşyayı basiretle didik didik edenlerdir ki, arının çiçeklerden bal özü topladığı gibi, onlar da, hemen her şeyden şeker-şerbet mânâlar çıkarabilirler.

Göz, baktığı kimselerin şekil, sîma ve kâmetlerini görür. Basiret, bunların ötesinde, ahlâk, fazilet ve ruhun derece-i kıymeti gibi şeyleri de sezer.

Gözler, eşya ve hâdiseleri dış yüzleri ve maddî yanlarıyla; basiret ise, muhteva, fayda, gâye ve hikmet gibi iç yüzleriyle de görür, tanır ve kavrar.

Basiret, akıl demek olmadığı gibi, düşünce de değildir. Düşünmek, akıl ve aklın semerelerini aşkın olduğu gibi, basiret de, düşüncenin çok ötesinde ilâhî bir melekedir.

İnsanı hayvanlardan ayıran şey, onun şuuru, basireti, sonra da ilham ve hikmete mazhariyetidir. Bu hasselerden mahrum bulunanlar, şekilleri ne olursa olsun, olmaları gerekli olan son noktaya ulaşamamış sayılırlar.

ALINTI

MİRAÇ NASIL OLDU?

PEYGAMBERİMİZ MİRAÇ'A NEDEN ÇIKTI?

PEYGAMBERİMİZ, ALLAH İLE NASIL GÖRÜŞTÜ?

PEYGAMBERİMİZ MİRAÇ'A NEDEN SADECE RUHU İLE ÇIKMADI?

MİRAÇ KAÇ DAKİKA SÜRDÜ?

MİRAÇ BENZERİ OLAYLAR VAR MI?

MİRAÇ İLE GELEN 5 HEDİYE NELERDİR?

MİRAÇ KANDİLİNDE YAPILMASI GEREKENLER NELERDİR?

BU YAZI DİZİMİZDE MİRAÇ İLE İLGİLİ TÜM SORULARINIZA CEVAP BULACAKSINIZ...

Feyiz ve bereketin coştuğu mübarek gecelerimizden biri de Miraç Gecesidir. Miraç bir yükseliştir, bütün süfli duygulardan, beşeri hislerden ter temiz bir kulluğa, en yüce mertebeye terakki ediştir. Resulullahın (a.s.m.) şahsında insanlığın önüne açılmış sınırsız bir terakki ufkudur.
Bu ulvi seyahat, mucizelerin en büyüğüdür. Miraç mucizesi Kur'ân-ı Kerimde âyetlerle anlatılmış ve varlığı inkâr edilemeyecek bir şekilde ortaya konmuştur. Bu îlâhî yolculuğun ilk merhalesi olan Mescid-i Aksâya kadarki safha Kur'ân'da şöyle anlatılır:

“Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir.” (İsra Suresi, 1)

Miraçın ikinci merhalesi de Mescid-i Aksâdan başlayarak semânın bütün tabakalarından geçip tâ İlâhi huzura varmasıdır. Bu safha da Necm Sûresinde şöyle' anlatılır:

“O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O’nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâda gördü. Ki, onun yanında Me'vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre'yi Allah'ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.” (Necm Suresi, 7-18.)

MİRAÇ NASIL OLDU?

MİRAÇ KANDİLİ İLE ALAKALI OLARAK

HER YAZIMIZIN SONUNDA DİĞER

YAZIMIZIN BAŞLIĞINI

BULABİLİRSİNİZ...

Bir adam Nebi (sas) me gelerek, ''Size dünya ve ahiretle alakali soracak sorularim var.'' dedi. Bunun üzerine Efendimiz ona,

''Ne istiyorsan sor.'' buyurdular. O zat da sorularina basladi;

  • Ey Allah'in Peygamberi ! Ben insanlarin en alimi ,en bilgilisi olmak istiyorum. Ne yapmaliyim ?
  • Insanlarin en zengini olmak istiyorum.
  • Insanlarin en hayirlisi olmak istiyorum.
  • Insanlarin en adaletlisi olmak istiyorum.
  • Insanlar icinde Allah'a en yakin ,O'nun en has kullarindan olmak istiyorum.
  • Muhsinlerden, iyilik edenlerden olmak istiyorum.
  • Imanimi kemale erdirmek istiyorum.
  • Allah'in emirlerine itaat eden itaatkar kullarindan olmak istiyorum.
  • Allah'a günahlarimdan arinmis , tertemiz olarak gitmek istiyorum.
  • Kiyamet günü nur icinde hasrolmak istiyorum.
  • Rabb'im bana merhamet etmesini istiyorum.
  • Günahlarimin azalmasini istiyorum.
  • Insanlarin en kerimi olmak istiyorum.
  • Rizkimin bol olmasini istiyorum.
  • Allah ve Resulü tarafindan sevilmek istiyorum.
  • Allah'in bana kizmasindan kendimi korumak istiyorum.
  • Duamin kabul edilmesini istiyorum.
  • Allah'in beni baskalarinin yaninda rezil etmemesini istiyorum.
  • Allah'in ayiplarimi , kusurlarimi örtmesini istiyorum.
  • Benim günahlarimi ne siler ?
  • Allah'in yaninda hangi iyilik daha faziletlidir ?
  • Allah yaninda en büyük günah hangisidir ?
  • Rahman Allah'in gadabini ne dindirir ?
  • Cehennem atesini ne söndürür ?
BU SORULARI CEVAPLARI İÇİN TIKLAYINIZ...

Hakkımda

Merhaba bloguma hoşgeldiniz. Sitemde iyi vakit geçirmenizi diliyorum.

EN HIZLI EN KALİTELİ İNTERNET TARAYICISINI ::BURADAN:: İNDİRİN. TÜM SİTELER %100 KALİTE İLE HIZLI AÇILSIN!